Tutukluluk duygusu birden yerleşti içime. Kaygı ve yaşama sevinci birlikte geldi. Oysa aşk, yavaş yavaş filizlendi.
Sabah uyanmakta zorlanmıyorum artık, yataktan çıkmak için sebebim var. Uyuyup dinlenmek, yiyip doymak için hevesim. İnsan seni sevince iş güç sahibi oluyor, eli ekmek tutuyor, kazandığı üç kuruşun birini kenara koyası geliyor.
Bazen gecenin kör vaktinde birileriyle sokakta oluyorum, etrafımda envaiçeşit insan, sevdiğim saydığım ne varsa o an anlam veremiyorum, belki beni doğuran anaya yabancılaşıyorum. Garip bir ürperti. Sonra aklıma sen geliyorsun, anlatsam anlar, bakarsa ruhumu görür, elimi uzatsam ışığını tutacağım. Her yer aydınlık, etraf pür neşe. Genişliyorum, ferah bir odaya alıyor görünmez bir el beni.
Sen iyi kelimelerle çağrılmalısın, bana iyi kelimeler çağrıştırıyorsun.
Beni sevme ihtimalin ömrüme kırk yıl katıyor, Yahudiler sulh üzere Gazze'den çekiliyor, kanser diye bir hastalık kalmıyor tıp literatüründe, Afrika çöllerinde su bolluğu, yüksek doğu illerinde buzlar çözülüyor, cümle kötünün kalbine nur ve nizam giriyor.
Seksen yaşındaki köylüye, on beş yaşındaki kuzene, taksi soförüne, adliyedeki personele, dört ayaklı kediye, iki ayaklı kekliğe, olur olmaz herkese senden bahsetmek istiyorum. İsmini zikrederek olgunlaşıp büyüyorum.
Vapuru kaçırmayı sorun edersem iki olsun! Bayat ekmeği, çiğ tavuğu, acı kahveyi, kırk yıllık hatrını. Çürük kirazı, ekşimiş yoğurdu. Kırışık gömleği, boyasız kundurayı. Aşağılanmayı, haksızlığa uğramayı. Varsın seninle gelsin ağır hapis cezası.
İnsan seni sevince ziyan etmemeyi öğreniyor. Başkasını düşünmeyi, hediyeleşmeyi. Affetmeyi düşünüyor, sesini kısmayı. Tahammülü hatırlıyor, gülümseyip insan olmayı.
Biliyorum, mübalağa ediyorsun diyeceksin. Susacağım. Suyu şaraba çeviren peygamber beni anlayacak. Söyleyiverdim işte; sevmek bir yardım çığlığı değil zafer şarkısı. Ve söyleyiverdim işte; adil olduğumu bilen sen, beni anlayacaksın.