4 Temmuz 2021 Pazar

Hastalık

Bir illet hastalığın pençesinden kurtuldum
Sattım kanserli hücrelerimi sağır sokaklara
Dilsiz metrolara kilitledim en korkutucu çığlıklarımı
Aynanın karşısında şimdi ben
Katı, sıhhatli ve sağlamım

İyi oldu bu salgında ondan kurtulduğum
Saklayacak yer arıyordum nicedir
Çünkü bir hastalık olsa da
Korumaya meyilli insan 
İçinde barındırdığını

Tüküremiyordum ama dilimin ucundaydı
Boğazımda düğüm değil
Namlu uçlarına sığmaz
Hanidir içimde çıkışını arıyor



8 Mayıs 2021 Cumartesi

Ufak Bir İş

Bu şehri çok iyi bilmesine rağmen yine bir punduna getirmiş, işlerini erkenden bitirmiş ve şöyle bir Beyoğlu'na uzanayım demiş, amaçsızca, hesapsızca yürüyor. Ona sorarsanız bir amacı vardır elbet. Size bu kentin bilinmezlerinden, bitmez gizemlerinden bahsedip, kendini de keşif yolunda bir Kolomb gibi betimleyerek durumu romantize edecek, sonra boş bulunduğunuz bir anda mutlaka kandıracaktır sizi. Sakın aldanmayın ona. Çünkü dediğim gibi, bu kenti aslında çok iyi bilir o. İlginç sokak adlarını, hangi apartman hangi cepheden estetik görünür, hangi çıkmazında külhanbeylerine rastlanmadan huzurla içilir, hangi semtinde tekinsiz dehlizler bulunur, sonra gerilim ve meydan okuma duygusu azar azar kusularak o dehlizlerden aydınlık caddelere hangi kestirmelerden çıkılır, bilir. Hatta geceleyin ay ışığı en iyi nereden seyredilir, hangi bahçenin çiçekleri bir sevgiliye layıktır, insan gözleri dolduğunda hangi tenhaya saklanmalıdır, hepsini bilir.

Yürüyor. Düşünüyorum da, belki gerçekten bir işi vardır. Örneğin yirmi beş yıllık yalnızlığını iyi bir fiyata bozdurabileceği bir işletme arıyor olabilir. Bu kente dair her şeyi bilir dedim ama, öylesi bir yere daha önce denk gelmediğini unutmadan ekleyelim. Gerçi zenginlik peşinde değildir o, bozdurursa büyük bir yükten kurtulmak için bozduracaktır yalnızlığını. 

Bir köşebaşında durdu, daha doğrusu durduruldu. Meczubun biri yine bir şeyler isteyecek. Siz de iyi bilirsiniz ki, birinden bir şeyler istemenin temel koşulu samimiyettir. Tabii olarak işinin ehli bu meczup da aralarında kısa süreli bir samimiyet inşa etmek adına hayat hikayesini anlatmaya başladı ona. Dinliyor, demek ki sarhoş.

Yine bir köşebaşında durdu. Bu sefer kendiliğinden durdu. Çantasından bir sigara almak için yeltendi. Çantasının içinde bira kapakları, tek kullanımlık ama hiç kullanmayacağı, yüzünde bin bir farklı restoran ismi taşıyan mendiller, yine yüzünde bilmem ne mahkemesinin mührünü taşıyan ve artık vazifesini tamamladığı için bir müsvedde olarak azad olunmuş, işlevsiz, ilgisiz kalan evraklar, kördüğüm olmuş kulaklıklar var. Kafasının içi de farksız. Hiçbir zaman kullanılmayacak, faydasız ve birazdan bir daha dönmemek üzere aklından çok uzak diyarlara uçup gidecek karanlık düşüncelerle dolu. İşte, ona "sigara yak" diyen fikir kayboldu birden. Sigara paketini parmak uçlarından atıp çantasını karıştırmayı bıraktı.

Halı, koltuk ve perde yabancı, salon ve oturma odası soğuk geldi şimdi. Şu an gerçekten evde olmak istemez. Üç yıl önce bir sabaha karşı, Haliç'in bir anda beliren sisleri ve ifadesiz balıkçıları arasında Galata Köprüsü'nü geçerken, alacakaranlıktan boğulmuş, gözlerinden uyku aka aka nasıl da evde olmak istiyordu oysa. Şu an niçin evde olmak istemez? Bir işi olmalı.

Sokakta olmak, pahalı yemekler, pahalı içkiler, pahalı giysiler içinde dahi dışardan bakan gözce ucuz, basit ve bayağı bir yaşantının yansıması olarak algılanıyor. Böyle bir yargıda bulunan insanın belki hakkı var. O şimdi, üzerinde birkaç gün önce bilmem kaç liraya satın aldığı pantolonuyla bir merdiven basamağında otururken gelip geçenlerce yadırgansa da insanlara kızmıyor. Rahatsız ola ola kısa oturuşuna devam ediyor.

"Yürümeye devam etmeliyim" diye düşünmüş olacak ki kalktı. Bir işi olmalı. Yürüyor, bay Kolomb'un sözde keşif yolcuğu sürüyor. Sürsün de. Madem ki işlerini erkenden bitirmiş, doya doya yaşasın hiçliğini. Fakat beni kandıramaz, bir işi olmalı. Yürüsün bakalım, deniz ve yosun kokan sahil boylarından sigara ve kötü parfüm kokan bar salonlarına. Daha önce başı önde Sirkeci Garı'nın mermer holünü arşınlarken, Fethiye'de bir kızılçam'ın gölgesinde yatarken veya Karadeniz yaylalarında gözlerini bulutlara vururken bulamadıysa, bu sefer ne yapıp edip bulmalı işini. Yürüsün, sonra bir köşebaşında dursun veya durdurulsun. Elbet bir gün kendisini kendisiyle tanıştıracak bir yol ayrımına rastlayacaktır, işi bu.

13 Eylül 2020 Pazar

Fail

Büyük bir yudum aldım ve başladım yine

Sağ omzum eğik, boynum bükük

Bir utancım var sanılmasın

Böyle izole ediyorum sizlerden kendimi


Sol omzumu bende sakladım

Nerelerden geçsem bir ruha değmedi

Aranızda yaşamak da bir utanç kabul edilebilir


Evet, şimdi ne olacak

Ben muhatap almasam da

Başkaları veriyor size cevaplarımı yerime

Avukat tutmadım, sevenim çok

Yine de

Yalnız değilim sanılmasın


Kimse bir bağlamda konuşmadı

Burnu havada birilerinin birileri dikkatsiz

Bilmem dünyaya gelmeyi hak edecek ne yaptım

Dünyaya gönderilmeyi

Acaba ilk günahımı

Kal ü beladan evvel mi işledim


Laf edebilen ağızlar

Edebildiğine ediyor

Bir anlam içermese de

Ruh üfleyen ağızlar

Yaratabildiğine yaratıyor

Bir yaşam içermese de


Madem laftan, konuşmaktan girdim konuya

Bu gece de kendimden bahsedeyim

Zaten hep kendimden bahsederim

Ve şiir gibi dökülür elimden

Dize olur o an cümlelerim


Boş yere girdim konuya

İtiraf, ben pek konuşmam

Ulaşamıyorum sizlere, inancım yok

Ulaşacağım umuduyla döküldüğüm gecelerim de

Çok olmuştur gerçi ama

Kandırmasın sizleri

Umut anlıktır, inanç daimi


Kelimelerin arasından kovulup gelmiş

Hain roman kahramanıyım ben

Satır aralarıydı yurdum

Yerimden yurdumdan oldum, kimsesizim

Kaçıncı bölümde, kaçıncı kısımda öleceğim meçhul fakat

Failim kim belli

Yine ben öldüreceğim kendimi

9 Eylül 2020 Çarşamba

Öylesine Bir Çağrı

Diz dize, hadiselerle dolu ve gerilimli onca zaman geçirdikten sonra, senelerin seni ne hale getireceğini, birbirimiz için ne kadar yabancı, ilgisiz olacağımızı düşünerek zehirleniyorum.

Hatıralar, silinir. Gerçi silindikçe uzak ve daha hasret dolu olurlar, senden kurtulamam.

Kendime bir varlık amacı düşünüp bulamadığım yıllar içinde, suni bir gündem yaratarak sevdim kimi sevdimse. Sen de onlardan birisin. Ama bu, senin kıymetini hiç azaltmıyor. Yalnız bu huyumu hatırladıkça ben kendime düşman oluyorum. 

Nedense yaptığım her şeyi bir şekilde açıklamak istiyorum, mantıksal bir düzleme oturtmadığım her seçimim için ceza kesilecek bana sanki.

Barışmamız için seni ikna eder mi, mazeretimi kabul eder misin bilmiyorum ama, ölüm var. Ve söylüyorum, ölüm olmasaydı, ben yine barışmak isterdim seninle, kendimi çürütürcesine.

Ve ölüm olmasaydı, hiçbir zaman bitmeyecek bu sıkıntılara nasıl göğüs gererdim bilmiyorum. Ölüm var ve sıkıntılar sonlu. İyinin ve kötünün noktası ölüm. Her şeye bir sünger çekiyor. 

Artık gelmesen de olur.

19 Temmuz 2020 Pazar

Hüzünlü Şarkı

Suçluluk duygusunu yenmiş insanları getirin bana
Onlara anlatacağım
Öğrenecekleri var benden

Sizin yaşadığınız
Eziyetten başka şey değildi kendinize diyen olursa
Sakın aldırmasınlar buna
Çünkü ben
Durdum günün eşiğinde bu gece dünlere baktım
Mazi
Her bir saatiyle kuşkuludur
Tik takları çeldirici şarkılar söyler
Hem tınısı hüzünlüdür bu şarkının
Şerh düşer aklanmalara

O ki
Unutamam
Şıçradı yatağında
Yanağında duvarın soğukluğu
Emin midir uykuya tekrar dalacağına
Etten ve betondan sıyrılmış saf panik atak

Beriki
Debisi yüksek bir para akışının ortasına kurulsa
Bulup önüne açacağı en beyaz mendili
Ömrü vefa eder mi o hür dilencinin
Hür bir dilenci olarak kalmaya
Kabahatler Kanunu müsait mi buna

Tünel'de karşıdan gelen trenle çarpışmayacağına
Şişhane'ye sağ çıkacağına
Hangi vatman yemin edebilir

Tebessüm de gri renktedir
Kahkahalar ve somurtmalar arasında

Durdum günün eşiğinde bu gece dünlere baktım
Anladım tınısı neden hüzünlüdür bu şarkının

8 Temmuz 2020 Çarşamba

Koku

Aralık ayı, kış kıyamet. Fatih Camii'nde cuma namazı kalabalığı. Titreye titreye abdestini alan kendini içeri atıyor. Kubbenin altı ilahî bir sığınak misali. Sıkış tıkış oturan onlarca adam, vaaz dinlerken ezanı bekliyor.

O sıra içlerinden ikisinin arasında uzak, adı konmamış bir gerilim doğmuş bile. Temiz giyimli, yüzünde pek bir ifade taşımayan, soğuk duruşlu, insanın görür görmez "orta sınıf memur bu!" diyeceği türden bir tanesi, yanında oturan bıyıksız, uzun sakallı gence dakikada defalarca dönüp bakıyor, sonra yüzünü ekşitip gerisin geri önüne dönüyor. İçinden, "Kimdir, necidir bu çocuk?" diye düşünmesi, onun için birbirinden farklı hayat hikayeleri tasarlaması bir yana dursun, gözü, gencin giyimine takılıyor. Öyle dikkat çeken, zengin veya yoksul bir hali yok. Ancak yirmi yaşında ya var ya yok bir delikanlının milenyum sonrası giymesine şaşılacak, şalvar mı değil mi iyice anlaşılmayan, çok bol, demode bir pantolon, üstte; yün, karmaşık desenli, yumuşak bir kazak ve işte kara bir kefen gibi hepsini saran, siyah, uzun bir palto. Adam, burnuna vuranın yağmur sonrası buram buram tüten bu ıslak paltonun kokusu olduğuna o an emin oluyor. Bir yoğunluk ve rutubet halinde hücum eden kokuyla boğuşurken tesellisini yine kendi içinde buluyor: "Ne de olsa üç beş dakikaya duymaz olurum."

Derken namaz vakti geliyor. Genç çocuk, hareket kabiliyetini kısıtladığından olacak, paltosunu çıkartıyor. Sonra dürüp sağ omzunu verdiği duvarın dibine, kalorifer peteğinin altına iliştiriyor. Adamla yan yana saf tutuyorlar. Ortalığı kaplayan koku, kaynağının köşeye sinmesiyle dağılırken adam sevinecek oluyor. Fakat tam o anda daha fenası, yeni, ikinci bir dalga daha! Bu sefer memur kılıklı adam kokuyu seçmede zorlanmıyor. Bu, besbelli vücut kokusu. Dikkatine sahiplik edemiyor sinirinden. Kış günü nasıl böyle kokulur aklı almıyor. Kafasında kırk tilki, yatıp kalkıyor. Ömründe belki binlerce kez okuduğu sûreleri karıştırıp, hızlıca baştan ala ala ne kıldığını bilmeden, kör topal namazını tamamlıyor. Nasıl doğru tamamlasın, aklı yanındaki çocukta. Bitirir bitirmez ibadetini gereği gibi yapamadığını hissedip iyice öfkeleniyor. Bir yolunu bulup kenara kıstırırsa üç beş sert cümleyle azar çekecek, üstüne nasihat edip içini dökecek, çocuğu yoluna öyle salıverecek. Kendince belki rahatlayacak.

Biraz sonra Cami'den çıkmaya yeltenip herkesle beraber ayaklandılar. Adam ağırdan aldı, peşine takılabilmek için çocuğun toparlanmasını bekledi. Kalabalığın içinde izini kaybetmemek adına yakın takibi sürdürdükçe çocuğun kokusunu tekrar alıyor, büsbütün sinirleniyor. Sonra avluya çıktılar. Adam içinden: "Tam zamanı, şimdi lafı gediğine koymalı" diye geçirirken her seferinde cesaretini toplayamamış, bu şekilde camiyi şehre bağlayan caddeyi boydan boya yürüyüp bitirmişler. Ne var ki adam bu pasif-agresif haliyle devam etmede ısrarcı.

Diğer yanda çocuk, nerede biteceği belirsiz bu takibi henüz fark etmemiş bile. Adamın ardı sıra geldiğinin farkında ama nereye yürüdüğü merakını taşımıyor. Zaten çocuk genel itibarıyla pek bir şeye ilgi taşır gibi de degil. Dalgın ve dikkatsiz. Hayat dışı bir hali var. Yalnız aval aval etrafa bakıyor, yürüyor. Galiba gireceği sıcak ve ucuz bir yer peşinde.

Nitekim öyle oluyor. Adam, gencin ardında birkaç yüz metre daha yürüdükten sonra kendini salaş bir börekçinin önünde buluyor. Arka arkaya içeri giriyorlar. Adam, camları buharlı vitrinde göz gezdirip diğerinin nereye oturacağını kolaçan ederken, paltolu genç dükkanın içinde bir anda ortadan kayboluyor. "Hayır, hiçbir masada yok!" Adam o an telaşa kapılıp dışarı fırlamakla, oturup çocuğun içerde olmasını ummak arasında gidip geliyor. Sonra ânîden, kokan genç tezgahın arkasında beliriyor. Şaşılacak şey: Siyah paltosu yok artık. Yalnız beyaz bir önlük var üzerinde. Göz göze geliyorlar: "Buyurun ne alırdınız?"

"Bir çay" diyor adam. Oturup, çayını içip yoluna gidiyor. Günün kalanını bu olayla yaşıyor. Bir çocuğa kızıyor, bir kendine. Düşündükçe küçülüyor.

Gece olup da yatağına girdiğinde ilkin biraz uykusuzluk çekiyor. Her zamanki hali bu. Birazdan gözlerini kapatıp, zihnini uykuya zorlayacak. Nafile. Kapattığı anda kendini yine öğlenki macerada bulacak. Henüz olayın başında. Parmak uçlarıyla caminin alacalı halısıyla oynarken birden ve kararlı yana dönecek: "Utanmıyor musun insan içine böyle çıkmaya? Arada bir duş al, üstünü başını da yıka!" Uyuyamayacak.

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Bir Soru

Beni browning seni winchester meraklısı yapan ne
Birbirimize düşman değiliz bu belli
Aklım hep sokaklara gidiyor
İnsanları sevmeyiz gerçi ama
Tehlikeyi hep sezdik
Yok ayrı bir düşman falan
Yok, cevap orada da değil
Beraber yürüdük sokakları bilirim
Sevgiyi inceliği orada tattık
Kaldırımlar bizimleydi
Banklarla oturduk
Elektrik direklerine sarıldık

İyi ama beni browning seni winchester meraklısı yapan ne
Söyle kaç fıçı barutla
Kaç mermiyle senden eksilip tekliğe
Gerçek bir cevaba
Yani kendime ulaşabilirim
Gez'i göz'ü koyup bir kenara
Bir arpacık boyu yol alıp
Söyle bana nasıl kurtulurum benden
Karanlık yanım
Hem sen ki ölmeye meyillisin