3 Ocak 2026 Cumartesi

Camlararası

Camların arasından bir çocuk göründü
Perde mahremiyettir kapatın derdi büyükleriniz
Cam ve perde farkıyla
Masumiyeti kaçırdınız

Güneş nereden doğarmış
Pusula senin neyeen lazım
İnsanda merak olmayınca
Ha iğne batmış ha çuvaldız

Akıllı akıllı görünelim
Kıyı kenardan yürüyelim
Derdiniz bize dokunmasın yılan
Bin yaşasın biz bir büyüyelim

Camlar pencereler şimdi kapalı
Böylece yürüyor şanınız
Merak, yürek, ola ki arayınca
Yine örnek büyükleriniz

Kuşak kuşak erinelim
Eksik gedik gizleyelim
Zahmetsizce zahmetsizce
Evet evet büyüyelim

Ufukta bir cevher göründü
Kölelik zordu bir harf öğretene diretildi aksine
Kırk yıl nereden bakarsan kâr
Yaşamayı kaçırdınız

25 Aralık 2025 Perşembe

Gümüşçünün Vitrini

Niye mi geciktim, yolda beni oyaladılar
Dala konan kuş, yere düşen yaprak
Kaydırakta savrulan bebek saçı, ekmekle vagona giren dede
Bir direğe yaslanarak rüzgara beyanat verdim
Zapta geçsin sayın hakim beni İstanbul oyaladı 

Beni avukat alperen gönderdi deyin o sizi anlar
Bir tatlı kaşığı İstanbul gönderecekti
Oyalanmamı hiç sevmez, bilgim hünerim gözünde değil
Her ıhlamur kokusunu mayıs sanma derdi
Eksiğimi, müşkülümü böyle giderecekti

Beni alperen bey gönderdi deyin o sizi anlar
Direklerle arama mesafe koymam gerekli
Öğrenci barlarında yine İstanbul arama
Her sabah uyarır bana bunu söylerdi

Niye mi geciktim, yolda beni oyaladılar
Lüferin sırtındaki pul, turşu suyu, maya ve ekmek kokusu
Et yalandı, su yalandı, un yalandı
İlgimi dalgınlığımı böyle yadırgadılar
Bir çınara yaslanarak beyan vermem gerekti

Çiçekler öttü, kuşlar yüzünü güneşe döndüler
Bir güzel kırmızı ışıkta yanımda bekledi
Meyhanedeki kominin beslediği sokak köpekleri
Kaldırıma serilmiş tezgah, köşedeki emanetçi
Gümüşçünün vitrini salmadı beni
Haliç'teki uğultu yolumu kaybettirdi

Niye mi geciktim, yolda beni oyaladılar
Bizim alpi gönderdi deyin vallahi sizi anlar
Allahla ve insanla hesabı varmış deyin
İstanbul'u damıtıp hayat gönderecekti
Eser miktarda telaş, azıcık yaşama sevinci
Taşa buluta bakmadan tam gaz yürüyecektim
Gerçi yine o bilir dursam da devam edebilirim

4 Temmuz 2025 Cuma

Hilal

Bir ölünün ismi hala bismillahım

Daktilomda aşınan harfım, hatıralarım

Ne çok kişi duysa kızardı

Hele biri var ki sır gibi saklarım


Hilal kaşlı bir hilal belki duysa kızmazdı

İpek siyah saçlarını bu kez özenle taramış

En seçkini tercih ettiğim yaptırımların 


Bir vehim bir sızı gece gündüz onu düşlüyorum

Her şeyi birden değil tek onu istiyorum

Onu düşlemenin bilmem kime ne faydası var

Benden bihaber olmanın ona hiç mi zararı yok


Hilal kaş, hilal kız, yaz uzak, semaver sıcak

Birden içinin ısınması erkekoğlunun

Viyana bahsi açılınca kendinden yabancılaşması

Kar içinde hormonuyla böbürlenmek mirası

Eskiden esmer sevmezdi uzaktı bundan

Bir dirinin ismi oldu şimdi bismillahı

29 Haziran 2025 Pazar

Bir Temizlik Arayışı

Yaşantımı ayıplamayın

Yaşantım bir temizlik arayışı

"Kavgalar, suçlar pak mıdır?" kim demişti

Kanla da yapılsa temizlik imandandır


İstediğini elde etmek kadar ümit kırıcı şey yoktur demiş Haldun Taner

"Kavgalar, suçlar ümit kırıcı değil mi?" kim demişti

Koruçam Birahanesi, Pera'daki Rixos Oteli

Keller ve fodullar sabahtan gecesine

Kravatlar ve tesbihler çarşambadan cumaya çelişir


Çantamda Ziya Osman öyküleri rabbim eksik etmesin

Her aşkta bir kavga, her kavgada ne çok suçlar buluruz

"Başlanan her öyküyü bitirmek elzem değil" kim demişti

Yine de her hediye sahibine verilmeli


Domates kurusu, kekik kurusu, bana gül kurusu

Tazesini muhafaza edemem pek çok şeylerin

"Yaş kırktan yukarısı nostalji" kim demişti

Kalp sektesi, nevazil, ajansta ihtilal bildirisi

Hazır çarşıya inmişken bir de dondurma yiyelim


Ey arkadaş, çoğu arkadaş insana dokunuyor

Hele aşk! "Sevelim sevilelim" kim demişti

Severken kendimizi kirletmemeli

İstediğimi elde ettim ve dedim size sevmek yasak

Dediğim dedik sizlere buyruğumdur bir temizlik arayışı

Ümidim kırılmadı aldım kabul ettim eskisinden sağlamım

Kalbimi sormayın istediğimi elde ettim bir temizlik arayışı

19 Haziran 2025 Perşembe

Gönderilmeyen Mektuplar

     Hepimizin hayatında daha önce yakın ilişkiler kurduğu, sonraları öyle veya böyle bir sebeple, bu sebep ölüm de olabilir, yollarının ayrıldığı, ancak onlara karşı herhangi bir kırgınlık beslemediği, hatta daha ziyade özlem duyduğu, gündelik hayatında başına gelenleri, olaylar hakkındaki düşüncelerini, "bunu ondan başkası anlamaz" dediği hislerini paylaşmak istediği insanlar vardır.

    Bu çeşit "geçmiş kırıntısı" insanlara ben de sahibim, hem de bolca sahibim. Ama şu sıralar birinin yokluğu ağır basıyor. Gerçi bu duruma yokluk demek tam olarak doğru bir tarif değil. Bir insanın maddi varlığı ile yanınızda olmaması onun hayatınızdaki mevcudiyetini sakatlamaz. Ben daha ziyade insanların nezdimdeki manevi varlıkları, ruh dünyamda canlandırdıkları ile ilgilenirim.

    Konuyu dağıtmayalım, manevi varlığıyla uzaktan uzağa size eşlik eden bu geçmiş dostlarınızla iletişim kurmayı reddeder misiniz bilmiyorum. Ben reddetmem, belirli şekillerde onlarla iletişimde kalmaya devam ederim. En sevdiğim yöntemlerden biri ise onlara gönderilmemiş mektuplar yazmaktır.

    Bu alışkanlığı haddinden fazla romantik bulanlarınız olacaktır. Bence de öyle, beni yakından tanımayanların sandıklarının aksine, gündelik hayatımda öyle sulu bir romantizmin kölesi değilim. Çeşitli sebeplerle hayatımda kalamayan insanlara devamlı olarak mahcubiyetimden ötürü yüzüm kızara kızara mektuplar yazmayı abes bulurum. Ancak katı kalpler ve katı kalıplar arasında sıkışıp kaldığımız bazı günler bir kaçış yolu arayarak zihnimizdeki ideal imajıyla belki eskisinden daha çok sevdiğimiz "geçmiş insanımıza" bir mektup yazmak hakkını da kendimizde bulmalı, kendimizi biraz olsun şımartabilmeliyiz.

    Örneğin geçmiş insanınız size birkaç film önermiş, sizinse o filmleri izlemek belki yıllar sonra aklınıza gelmiş olabilir. Bir mektupla o filmi neden hiç beğenmediğinizi anlatmayı deneyin. Veya ilk kez bir beşiktaş maçına gitmişseniz, artık hayatınızda olmayan o fanatik beşiktaşlı dostunuza tribündeki tecrübenizi yine o eski lakayt ve samimi üslubunuzla anlatabilirsiniz.

    Böyle bir iletişimden niçin mahrum kalalım? Hem şunu da belirteyim ki bugünün dünyasında insanın kalbini yumuşatmak için çareler üretmesi, kendine imkan yaratması gerek. Başka türlüsü dayanılmaz olur. 

17 Haziran 2025 Salı

Karşılaşma

    Bay B., Beyoğlu'nda, Asmalı Mescit civarlarındaki o hep uğradığı havadar mekanda, henüz üç gün önce birlikte olduğu ve sabaha kadar yaşadıkları tuhaf kesitlerde ondan epeyce yakınlık gördüğü, buna mukabil samimi olarak kendini açtığı Bayan Ö.'yü, o sıralar ayrılmak üzere olduğu sevgilisi ile gördü.

    Adeti olduğu üzere, hayata dair bıkkın hissettiği diğer sabahlarda olduğu gibi, Beyoğlu'ndaki o aylak yürüyüşlerinden birine çıkmıştı. Yürüyüşünü bir cin tonikle nihayetlendirmek için girdiği bu mekanda oldu karşılaşma.

    Bayan Ö., yanındaki adama heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Yanakları domates gibi kızarmıştı. Bayan Ö. biraz içki içmeyiversin, yanakları hemen al al olurdu. Bay B., Bayan Ö'nün erken sayılacak bu saatte içki içmesine şaşırmış olsa da pek yadırgamadı.

    Bay B., Bayan Ö'den uzak bir köşeye oturmak istedi, ama onu selamlamadan geçesi de yoktu. Kendisine bu denli ilgi duyan, vakit geçirmekten keyif aldığı, kibar ve iyi niyetli olduğunu düşündüğü birine onu zor durumda bırakmayacak basit bir selamdan geri durmanın, onu görmezden gelmenin kabalık olacağını düşündü.

    Bay B, Bayan Ö.'nün yanından geçerken masayı başıyla selamlayıverdi. Bayan Ö., bir an için Bay B.'yi gördü, Hemen yüzünü öne eğdi. "Ne kadar tuhaf bir davranış" diye düşündü Bay B. "Bir selam da veremez miydi?"

    Yaz geldiği için barın tüm kapıları açıktı. Aynı zamanda klima ve pervaneler de çalışıyordu. İçerisi aydınlık, ferah ve huzurluydu. Yine de sık sık uğradığı, aşina olduğu bu mekanda uzun uzadıya kalmak istemedi Bay B. "Burası benim uğrak mekanım, rahatsız olduysa Ö. gidebilir" diye kindar bir inatla muamele etmek istemedi. Hem selamına karşılık alamamak ufak bir rahatsızlık yaratmıştı onda, yani esas rahatsız olan oydu. Ne istediğini sormak için gelen garsondan cin tonik rica etti.

    Hafif bir burukluk, hayal kırıklığı da duydu içinde. "Ama üzüntüm aşk veya kıskançlıktan değil, yeterince insancıl olamamasından" diye düşündü.

    Bayan Ö. ve sevgilisi, ilişkilerine dair ortaklaşa sorunlarını konuşuyor gibiydiler. Bay B. suçluluk duygusuyla yüzünü ekşitti, "Yaşam her zaman hoş, incelikli şeylerle, kibar selamlaşmalarla, sıcak gülümsemelerle dolu değil, Bayan Ö.'nün karşılık vermemekte belki hakkı var, sorunlarını tartışmaya iyice dalmış görünüyor."

    Bay B., kısa sarı saçlarını avuçlayarak kafasını başka başka yönlere çevirdi sonra. "Şunlara bak, hep aynı tarz eğlenceler." diye düşündü. Kahve içip fotoğraf çektirenler, daha kötüsü bununla neşelenenler... Kendini de bu daireye dahil ediyordu. "Yine buradayım. Hep aynı tarz eğlenceler..." Kendinden sıkılmak için vesile bulmakta zaten hiç zorlanmazdı.

    Bay B.'nin dört gün sonra aniden telefonu çaldı. Arayan Bayan Ö.'ydü. Bu arama pek heyecanlandırmamıştı onu. Ama ortada telefonu açmaması için bir sebep de yoktu. Akşamında Beyoğlu'nda, büyük bir otelin terasındaki barda Bayan Ö. ile buluştular. Sırtlarını bara vermiş, yüksek bar taburelerinde oturarak dans edenleri izliyorlardı. İkisi de henüz alkolün tesirinde olmadıklarından havada tuhaf bir gerginlik de seziyordu Bay B. İnsanlara bakmaya devam etti. "Hep aynı tarz eğlenceler." diye geçirdi yine.

    Bay B., bir süre sonra üçüncü viskisini söyledi. "Ne kadar iyi bir içki" diye düşündü, "hem göğsümü ısıtıp yumuşatıyor, hem daha iyi düşünmemi sağlıyor." Gecenin içinden konuşmadan manzaraya bakıyorlardı. Yumuşak tepeleri ve muğlak silüetleriyle İstanbul'un o bildik ama eskimeyen duruşu ikisine de huzurlu bir boşvermişlik yüklüyordu.

    Bay B., Bayan Ö.'nün elini tuttu. Bayan Ö., kopuş anına kadar Bay B'nin elinin üzerinde sürüyerek sanki bunu yapmak mecburiyetindeymiş gibi elini çekti. O an gece biraz daha durgunlaştı.

    Bay B., "Her şeyi konuşmanın gereği yok değil mi?" dedi.

    "Evet" dedi Ö., "Konuşmadan konuşuyoruz."

    Kısa bir süre sustular. Bay B., "İstanbul bile sessizlikle konuşuyor" diyerek güldü. 

    "Kapalı kutu gibisin, ne istediğini, ne hissettiğini anlatsan..." dedi Ö.

    "Kırılgan insanlardan böyle cesur çıkışlar bekleyemezsin, hem ne düşündüğümü ben de bilmiyorum, sadece yaşıyorum. Şu an aynı manzarayı paylaşıyoruz ve bu güzel" dedi B.

    Ö. de düşünceliydi, vicdanen onu rahatsız eden bir şey olduğu çok belliydi yaşadıklarında. Kendini herkese karşı, belki en çok kendine karşı sorumlu hissediyordu. "Yine de seni anlıyorum, senin de beni anladığını biliyorum. Az bulunur bir şey." diyerek hafif bir gülümsemeyle B.'nin gözlerinin içine baktı.

    Çevresinden anlayış bekleyen iki insanın kısa süreli ve çarpıcı bir karşılaşmasıydı bu. İkisi de içinden durmaksızın düşünmesine rağmen konuşmuyorlardı. Ama bu sefer gerginlikten eser yoktu. Mutlak bir samimiyet hakimdi ortama. Birbirlerine karşı uzaktan uzağa bir sahiplenicilikleri vardı. Yine sessizlik oldu.

    Bay B. bir içki daha söyledi. O sıra bir tanıdık görüp kısa bir konuşmaya daldı. Döndüğünde Bayan Ö.'ye hırkasını verdi. Yine de üşür gibi ürperdi Ö. "Seni bir taksiye kadar geçireyim" dedi Bay B.. Bayan Ö. kafasını yukarı aşağı sallayarak kayıtsız bir onay verdi.

    Bunun incelikli bir kopuş olduğunu o an ikisi de biliyorlardı.

21 Şubat 2025 Cuma

Mutlak

Bin milyon yıl oldu bunadı bulutlar
Yazgı kitabesinin satır araları hala dar
Zihni dolaştı 
Derisi damarları buruş buruş oldu
Ubara Tutu beklediği o gelecek mi diye 
Bugün hala etrafını yoklar

İsrailoğulları ve Babiller Mezopotamya'da 
Pür dikkat tetikte
Yaşıyorum istiyorum diyor 
Ötede yankılanan derebeyinin sesi de
Sened-i ittifak bir yana dursun 
Şükür padişahım penisilin ve umut var

Beyazla siyah dövüşünü bitiremedi 
Sulh şimdilerde uzak
Güneş'e astığı bir ipe dizdi
Lydia'lı dedem domateslerini
Şimdi baktım ne yazık 
Hepsi hala ıslak
Tekerlekler yuvarlandı ateşler söndüler
Sen on dördüncü Louis 
Sen evet devletsin kim bilir neler değilsin
Büyük göçle beklenen sükun Göktürkler'i de bulmadı
Gerçi henüz hiçbirimizi bulmadı beklenen mutlak
İki bin beşli Sude ve Çınar'la kaderleri ortak

14 Haziran 2024 Cuma

Bir Teşebbüs

Yakalandım, enselendim ürkekliğimi kaçırırken
Manava olan borcumu ödemeden 
Annemle vedalaşmadan gidecektim
Aylardır beklenen sinema biletini yakmak da kabulüm
Uzak bir akrabanın düğünü varmış pazar günü hiç bilmediğim
Çok sevdiğim dostumu da yüzüstü bırakacaktım
Her şey aniden olsun isterim beni affedin

Yakalandım
Satranç dersleri küfretti tüh dedi
Kitaplıkta bir iki eser yerinden kımıldandı
Beyoğlu'nda bir kaldırım ansızın sarsıldı
GQ dergisinde beklenmedik tiraj kaygıları
Yazdıklarını yakacak oldu şair Nefi
Gözünden yaş akmasa da
Telefonum da içlenip kapanmıştır

Yakalandım
Bir tasarı bir teşebbüs arefesinde
Öyle balkonlar tabancalar gaz ocakları değil başka bir şey bulacaktım
Talimini zihnimde Yev Zamyatin'le yapmıştım
Kabiliyetim de vardı gerçi kendime inanıyordum
Bu işin Werther için de oluru vardı

Yakalandım, enselendim ürkekliğimi kaçırırken
Talimini zihnimde Hemingway'le yapmıştım
Bilmem ne falezinin kenarından dahi geçmedim
Aslanağızlarını kardelenleri kopardığım yeter
Bu perşembe sabaha karşı kendimi affettim
Toprağa ve vuslata saygım büyük olsa da
Henüz başka planlarım var benim

28 Mayıs 2024 Salı

Meraklısı İçin Yaşamak

Hala arada ter kokuyorum

Arada sırtım belim bacaklarım ağrıyor

Sabah sabah sigara içiyorum elim ayağım oynuyor

Bazen beş parasız kalıyorum

Annem biraz sitem etti mi ağlıyorum

Ne iyi demek ben hala yaşıyorum


Bu sıralar bir de sevda çekiyorum

Ne iyi demek ben hala yaşıyorum

Kalbim atmakta kardiyolojiye inanıyorum

Bir kilo pamuktan ağır çekiyor röntgenlerde

Eskileri anarken hızına yetişemiyorum


Diş sıkmak bir imge olmaktan şimdileri uzakta

Sabaha karşı hissediyorum bir kirli beyaz kedi dudaklarımda

Karanlık aydınlık fark etmeksizin

Kirpiklerimi çırparak o kediyi alkışlıyorum


Sevdaların darasını alın kalbim hiç çeker

Ben hala yaşıyorum buna ama ne iyi demek zor

Çarçabuk bir sinemaya dalıp yarısında çıkıyorum

Kurtlar sofrasında dönüp bana imgelem kuşları

Acele kalbin ömrün azaltır diyorlar gülüyorum


Oturmak arzuluyorum kalkarken

Çıkmak arzuluyorum girerken giderken dönmek

Bir insan kolumda bini ölüm gibi aklımda

Birinin eksikliğini duyuyorum bininin fazlalığını

Binde biri beni öfkelendirdi demek hala yaşıyorum

Bunu kalpten söylüyorum inan

İnan ben de beni biraz olsun sevmiyorum


Kalbimi sana zimmetledim şimdi gidiyorum

Dönmek arzum yok sen eminsin yumuşaksın hep tazesin

Onu gözetirsin gözetmekte maharetlisin

Saat üç artık bize revolte değil bir revolver gerek

Kalpler ancak durmayı anmakla huzur bulsa da

Rumence'de isyan ne demek hiç bilmiyorum

Gözlerin büyüdüğünde şaşır buna korkuyorum

Bir daha o kelimeyi ağzına alma diyerek 

İntiharı sayıkladığında aseton gibi terliyorum

Aksilik işte demek ben hala yaşıyorum

21 Mayıs 2024 Salı

Tezat

    Ayla, kız Ayla neredesin? Akşam saat beşten sonra şu en ciddi halini takındığın terapilerin birinden mi çıkacaksın? Büyük, turuncu bez çantanı omzuna takıp, yaz aydınlığından parlayan saçlarını dağıta dağıta Kadıköy'e mi ineceksin? Yoksa seni biraz gayret edersem Oğuz Aral heykelinin civarında, veya Çivi Bar'da mı yakalayabilirim? Etrafında ilgili erkeklerin, incelikten yoksun dostların mı olur? Yoksa yalnız başına beni, bizimle ilgili herhangi bir şeyi aklına getirmiş, öylesine bir lokanta köşesinde mi oturursun?

    Ayla, kız Ayla neredesin? Ben Hayri, hani birkaç yıl önce Karaköy'de, Pera'da sokak sokak, kaldırım kaldırım yaşadığın, İngiliz Konsolosluğu'nun duvarlarına birlikte yaslandığın, iskelelerde otururken gözleri kısılmasın diye gölgeni uzun uzun üzerine düşürdüğün dalgın ve düşünceli çocuk. Birahane köşelerinde, deniz kıyılarında saatlerce susmadan konuştuğun, elini elinden alamayan çocuk. 

    Yüzün, nasıl bıraktıysan öyle. Gözlerin dibimde tertemiz duruyor. Saçlarını hala iki hizip gibi ayırıyorsun. Bazen güneş ışığı, bazen ampul aydınlığısın. 

    Sen hep O'sun, hep oradasın. Bense Hayri'yim. Ama bundan birkaç yıl önce senin için, ortaklaşa hayatımız için hayaller kurup besleyen Hayri miyim? Bu soruda öfke, hüzün ve şaşkınlık birbirine karışıyor. Bak Ayla ben, hayatın kötüye ve paraya en yakın yerlerini yaşadım. Bu bir yandan hayatımı bozdu, bir yandan beni. Şimdi stres ve ciddiyet çamurunda yoğrulmuş, yorgun ve yorgunluğundan bıkmış bir insanım. Ama yine de içimde seni taşıyarak insan Hayri'yi koruyor ve yaşatıyorum.

    Ayla seni özlüyorum. Yorgun Hayri'yi daha da yormana fırsat vermeden özlüyorum. Aynı çatı altında seni sevemem biliyorum.

6 Mayıs 2024 Pazartesi

İmza Duverger

Çevrelerinde dolanarak temas arıyorum

Esasen sende kimseye benzememek kararım

Geçmişi çağrıştırmadan ürkütmeden

El yordamıyla beni bulursan soruyorum

Rakın yine tek mi olsun duble mi


Dün gece saat onda telefonum çaldı

Tanıklar gelecek galiba davayı kazanacak mı neyiz

Kapatıp kalıyorum karşımda hay allah yine sen

Kent sigarasını izmaritle ayıran çizgi üstünde

Kendimi tamamlamadan hayalinle oturmam yasak

İmza Duverger


İskeleye adımımı atarım vapurum kalkar 

İtalyan makarnacısı oldukça kibardır

Ebru Gündeş’in İstiklal Caddesi'nde cam gibi sesi

Barcı da cinime tam ayarında buz attı

Ayracım Ziya Osman’ın öykülerini terk etmemiş 

Bir vosvos ensemde krem gibi parlak hevesle bekliyor

Kaldırımından seni anmadan geçiyorum


Akşamüstleri sana her şey külfet biliyorum

Orta Karadeniz'dir coğrafyasıdır kültürüdür

Kararsızlıktır diş sıkmak tırnak yemektir

Belki inatçı bir adam camımı gözler korkusudur

Sırların sönük yıldızlar bana verdin sıkı tutuyorum

Sakın korkma hem ben geçen sana ne söylediydim


Her şeyden sıkıldım eve dönerken yolumu değiştiriyorum

Kimselerin öpücüğü dudaklarımda kalmıyor

Çevrelerinde dolanarak kendimi arıyorum

Otel yok eczane yok sıkan kemerler vuran ayakkabılar var sadece

Hepsini sen getirdin kendini götürürken getirdin

Yazı tura atıyorum one hundred per cent stress

Gerçi geçen sana ne söylediydim aslında hatırlamıyorum

Deniz börülcesiyle sirke yakışmaz

21 Nisan 2024 Pazar

Yedi Yüz Elli Beş Esas

İki bin yirmiye yedi yüz elli beş esas

Ben zamanında geldim salon önünde sizleri bekliyorum

Annemin duası böylesine üzerimeyken

Çevirdiğim ilk taksi elbette durur


Bir de sarı çiçek kopardım ama yakama takmayacağım

Salonun önü silme stres

Esas kabarık satırları safi öfke


Saat dokuzu yedi yüz elli beş geçiyor

Bileğimde de cebimde de her bakışta yedi yüz elli beş geçiyor

Düşünüp beklerken kararlar alıp tavırlar takınıyorum

Gökyüzünü olmasa da omzumdan yukarısını yenmem gerek

Gökyüzü olmasa da omzumdan yukarısı düşmanım


Bakiye ömrümü heba etmemek kararım

Serserilikle geçen sekiz on seneyi silip atacaksın


Gözlerini gözlerime diken bir vatandaşsa ayna 

Ruh kesilmişse sabahları soluksa benzi 

Yine de onunla kararlılıkla göz göze gelmeliyim


Ey vatandaş annenin duası üzerine mi hiç bilmiyorum

Kendisi için kişisel bir hedef belirlemiş

Cem Sultan henüz umudunu kaybetmemiş

Yeni takındığım bu tavrı mezarında takdir ediyor

Gözlerini gözlerime dikiyor

O vakit ademoğlu ağabeyime ben de sırt çeviriyorum

Ey vatandaş senden hiç korkmuyorum

Rodos Adası'nda bir yerlerde şimdi ben

Gözlerimi kaçırmıyorum gözlerimi kaçırmıyorum


Yedi yüz elli beş esası bir kere daha tırmandım

Önceleri insanlarla cem olmaktı kararım

Şimdi çetin dağlar, memento moriler, meraklısı için duruşmalar var

Yalnız anneciğimin sıcaklığına sığınıyorum

Gözlerimi kaçırmıyorum gözlerimi kaçırmıyorum


Katı kalpler ve katı kalıplar arasında sıkışıp kaldık

Artık yalnız bunlardan ibaret hayatımız

İnsan kokusu taşımıyor getirdiğimiz çözümler

Adam sen de kimi bekliyorsan

Yeni tavırlar takınarak yenilmiyor kahrımız

22 Mart 2024 Cuma

My Own I

Bakarken ne kadar tatlı. Bakışının dokunduğu her yer sanki nurdan ışıldıyor. Gözlerindeki fosfor odayı aydınlatıyor. Bin odalı gönül sarayımda her bir odayı renklendiriyor. Keşke konuşurken de öyle tatlı, ölçülü ve kibar olsa. Yarından tezi yok, ona konuşmayı yasaklıyorum. Önce öğrenmeli.

Gerçi bana kalırsa bu işi becerebilir, onu tanıyorum. Sebat edip beklemek iyi olacak. Sabır her işin anahtarı. Hem ben yasakçılıktan hiç hoşlanmam ki. Ümitsiz olma! Başaracaktır. Onda ne meziyetler var, kin tutmayı bile biliyor. 

Ama bir çaba sarf etmesi gerektiği de aşikar. Onu ikna etmem gerekecek, kendini vermeli. Nasıl bir konuşma yapsam? Çekiniyorum. Önemsiz bir şeyden bahseder gibi girerim. Belki bir konunun ortasında, belki yatakta uyku haliyle yakalarım. Yok hayır, bana çok kızacak.

Bütün art niyetlerden, çıkarlardan azade, hesapsız, son derece kişisel bir rica; kavga, dövüş, münakaşalar bir yana, göz yaşlarına az olsun ara verelim. Her şeyden vazgeçtim, yegane isteğim var, göz yaşlarına ara verelim. Zaten seni hedefleyen, gerçek ve mantığa uygun bir tasarı ne mümkün. Sağduyumu sana olan tutkuma sattım. My own i, sana bildiklerini hatırlatıyorum, hayatına katılıyorum, biraz daha senden oluyorum, seni başka türlü sevmeyi beceremiyorum. 

My own İ, İngilizce'de büyük harflerin noktası olmaz.

16 Mart 2024 Cumartesi

Monolog

Tutunduğum son dal da kopmuş gibiydi, bela denen bataklığa boynuma kadar gömülmüştüm, artık her akıntı beni sürükleyebilirdi, yaşamanın lezzetini duyamıyordum.

Her şey zıddı ile birlikte gelir.

İçimizden geçenleri çevremize sezdirmemeli. Esasen ne çok insan var, ama hayır, hiçbiri bana yardım etmemeli. Bana ancak sen el uzatabilirsin. Adım inat, ve karamsarım düşkünsem de muzipliğe.

Bende hiç dayanışma ahlakı yok mu?
 
Özlemim neye, neyi arzuluyorum? Eşyadaki sükunet, gönül ferahlığı, imkan genişliği. Belki bir kabustan uyanmak. Ama bazen, bazı anlar fikirlerim güneş altında kristaller gibi parlar, onlar hep taze ümitlere gebedir.

Belki bir kabustan uyanmak.

Müteessir olma. Dertten müstakil bir hayat inşa edilebilir. Harcında dirayet var, elbette irade her şeydir. Sana eziyetten vazgeçtim. Bir işten el çekmenin rahatlığıyla uykumdan derhal uyandım.

Hepimizde rüya anahtarları var.

31 Ekim 2023 Salı

Olağan Şeyler

Terse düşmüş şevk. Amacına varamayan aşk. Yüzeysel iletişim. Kişinin içe dönüklüğü.

Her şey klişeleşiyor. Klişeden kaçmam için aklımı askıya almam gerek.

Söyleyin bana, yirmi dört saat kendiyle meşgul insanın düşüncelerini klişe bulup yılgınlaşması olağan değil mi? 


Sükûn. Her şey normalleşiyor.

Kendine özgü bir duyarlık. Başkaldırmayan bir taraf. Yalnız yemeyi kabulleniş.

Hayır, hiçbir sorunum yok benim. 

Güneşin altında yeni bir şey yok.

17 Ağustos 2022 Çarşamba

Daha Az Gündelik

Bayan N.'ye...

Bilenler bilir, ben internet aleminde iyi bir stalker olmanın yanı sıra, duygusalımdır da. Hatta pek olumlu bir yakıştırma olmasa da, hakkımda söylenen ayran gönüllü tabirine de hak vermiyor değilim.

Daha önce pek çok yazımda bu meselelere değinmişimdir. Duygusallık, devamlı bir eş arayışı, gönül ilişkileri sırasında haddinden fazla duyarlık...

İnsan kendini bilir, hatta en çok kendini bilir. Bendeki bu niteliklerin tümünün kaynağı aynıdır. Hepsi tamamlanmak arzusundan ileri geliyor. Bir eksik, bir yarım olmaktan.

Hatta ben bu tamamlanmak arzusunu, salt bir arzu tutmaktan ziyade, kendime gaye edindim. Bir arzu ile bir gayenin elbet farkı vardır. Şimdi bu anlam ayrımını derinleştirip açıklayarak konuyu daha fazla dağıtmayacağım. Ama en azından sizin bu iki mefhumun insanın iç dünyasında hangi şiddetlerle yaşandığını tahmin ettiğinizi varsayıyorum.

Derin ve bağlı bir ilişki edinmeyi kendine gaye edinmiş ama hiç de o cinsten ilişki yaşamamış bir insan düşünün. Bu insanın "ben Bayan N.'yi seviyorum" deme hakkını kendinde bulması cüretkar bir aptallık değil de nedir?

Ancak ben Bayan N.'yi seviyorum. Hem onu tanımıyorum da.

İnsan kendini bilir, hatta en çok kendini bilir. Bilir ve cüretkar bir aptal kisvesine bürünür. Sonra kendine hiç erişemeyeceği, ruhuyla çelişen, melankoliyle alış verişi olan uğraşlar edinir ki; yüzeysel, gündelik ve süfli gerçeklikle eyleyemediği kendini, daha az yüzeysel, daha az gündelik ve iki parmak kadarcık da süfli meselelerle eylemeye çalışıp, hayatta kalmaya sebep bulsun. 


4 Temmuz 2021 Pazar

Hastalık

Bir illet hastalığın pençesinden kurtuldum
Sattım kanserli hücrelerimi sağır sokaklara
Dilsiz metrolara kilitledim en korkutucu çığlıklarımı
Aynanın karşısında şimdi ben
Katı, sıhhatli ve sağlamım

İyi oldu bu salgında ondan kurtulduğum
Saklayacak yer arıyordum nicedir
Çünkü bir hastalık olsa da
Korumaya meyilli insan 
İçinde barındırdığını

Tüküremiyordum ama dilimin ucundaydı
Boğazımda düğüm değil
Namlu uçlarına sığmaz
Hanidir içimde çıkışını arıyor



8 Mayıs 2021 Cumartesi

Ufak Bir İş

Bu şehri çok iyi bilmesine rağmen yine bir punduna getirmiş, işlerini erkenden bitirmiş ve şöyle bir Beyoğlu'na uzanayım demiş, amaçsızca, hesapsızca yürüyor. Ona sorarsanız bir amacı vardır elbet. Size bu kentin bilinmezlerinden, bitmez gizemlerinden bahsedip, kendini de keşif yolunda bir Kolomb gibi betimleyerek durumu romantize edecek, sonra boş bulunduğunuz bir anda mutlaka kandıracaktır sizi. Sakın aldanmayın ona. Çünkü dediğim gibi, bu kenti aslında çok iyi bilir o. İlginç sokak adlarını, hangi apartman hangi cepheden estetik görünür, hangi çıkmazında külhanbeylerine rastlanmadan huzurla içilir, hangi semtinde tekinsiz dehlizler bulunur, sonra gerilim ve meydan okuma duygusu azar azar kusularak o dehlizlerden aydınlık caddelere hangi kestirmelerden çıkılır, bilir. Hatta geceleyin ay ışığı en iyi nereden seyredilir, hangi bahçenin çiçekleri bir sevgiliye layıktır, insan gözleri dolduğunda hangi tenhaya saklanmalıdır, hepsini bilir.

Yürüyor. Düşünüyorum da, belki gerçekten bir işi vardır. Örneğin yirmi beş yıllık yalnızlığını iyi bir fiyata bozdurabileceği bir işletme arıyor olabilir. Bu kente dair her şeyi bilir dedim ama, öylesi bir yere daha önce denk gelmediğini unutmadan ekleyelim. Gerçi zenginlik peşinde değildir o, bozdurursa büyük bir yükten kurtulmak için bozduracaktır yalnızlığını. 

Bir köşebaşında durdu, daha doğrusu durduruldu. Meczubun biri yine bir şeyler isteyecek. Siz de iyi bilirsiniz ki, birinden bir şeyler istemenin temel koşulu samimiyettir. Tabii olarak işinin ehli bu meczup da aralarında kısa süreli bir samimiyet inşa etmek adına hayat hikayesini anlatmaya başladı ona. Dinliyor, demek ki sarhoş.

Yine bir köşebaşında durdu. Bu sefer kendiliğinden durdu. Çantasından bir sigara almak için yeltendi. Çantasının içinde bira kapakları, tek kullanımlık ama hiç kullanmayacağı, yüzünde bin bir farklı restoran ismi taşıyan mendiller, yine yüzünde bilmem ne mahkemesinin mührünü taşıyan ve artık vazifesini tamamladığı için bir müsvedde olarak azad olunmuş, işlevsiz, ilgisiz kalan evraklar, kördüğüm olmuş kulaklıklar var. Kafasının içi de farksız. Hiçbir zaman kullanılmayacak, faydasız ve birazdan bir daha dönmemek üzere aklından çok uzak diyarlara uçup gidecek karanlık düşüncelerle dolu. İşte, ona "sigara yak" diyen fikir kayboldu birden. Sigara paketini parmak uçlarından atıp çantasını karıştırmayı bıraktı.

Halı, koltuk ve perde yabancı, salon ve oturma odası soğuk geldi şimdi. Şu an gerçekten evde olmak istemez. Üç yıl önce bir sabaha karşı, Haliç'in bir anda beliren sisleri ve ifadesiz balıkçıları arasında Galata Köprüsü'nü geçerken, alacakaranlıktan boğulmuş, gözlerinden uyku aka aka nasıl da evde olmak istiyordu oysa. Şu an niçin evde olmak istemez? Bir işi olmalı.

Sokakta olmak, pahalı yemekler, pahalı içkiler, pahalı giysiler içinde dahi dışardan bakan gözce ucuz, basit ve bayağı bir yaşantının yansıması olarak algılanıyor. Böyle bir yargıda bulunan insanın belki hakkı var. O şimdi, üzerinde birkaç gün önce bilmem kaç liraya satın aldığı pantolonuyla bir merdiven basamağında otururken gelip geçenlerce yadırgansa da insanlara kızmıyor. Rahatsız ola ola kısa oturuşuna devam ediyor.

"Yürümeye devam etmeliyim" diye düşünmüş olacak ki kalktı. Bir işi olmalı. Yürüyor, bay Kolomb'un sözde keşif yolcuğu sürüyor. Sürsün de. Madem ki işlerini erkenden bitirmiş, doya doya yaşasın hiçliğini. Fakat beni kandıramaz, bir işi olmalı. Yürüsün bakalım, deniz ve yosun kokan sahil boylarından sigara ve kötü parfüm kokan bar salonlarına. Daha önce başı önde Sirkeci Garı'nın mermer holünü arşınlarken, Fethiye'de bir kızılçam'ın gölgesinde yatarken veya Karadeniz yaylalarında gözlerini bulutlara vururken bulamadıysa, bu sefer ne yapıp edip bulmalı işini. Yürüsün, sonra bir köşebaşında dursun veya durdurulsun. Elbet bir gün kendisini kendisiyle tanıştıracak bir yol ayrımına rastlayacaktır, işi bu.

13 Eylül 2020 Pazar

Fail

Büyük bir yudum aldım ve başladım yine

Sağ omzum eğik, boynum bükük

Bir utancım var sanılmasın

Böyle izole ediyorum sizlerden kendimi


Sol omzumu bende sakladım

Nerelerden geçsem bir ruha değmedi

Aranızda yaşamak da bir utanç kabul edilebilir


Evet, şimdi ne olacak

Ben muhatap almasam da

Başkaları veriyor size cevaplarımı yerime

Avukat tutmadım, sevenim çok

Yine de

Yalnız değilim sanılmasın


Kimse bir bağlamda konuşmadı

Burnu havada birilerinin birileri dikkatsiz

Bilmem dünyaya gelmeyi hak edecek ne yaptım

Dünyaya gönderilmeyi

Acaba ilk günahımı

Kal ü beladan evvel mi işledim


Laf edebilen ağızlar

Edebildiğine ediyor

Bir anlam içermese de

Ruh üfleyen ağızlar

Yaratabildiğine yaratıyor

Bir yaşam içermese de


Madem laftan, konuşmaktan girdim konuya

Bu gece de kendimden bahsedeyim

Zaten hep kendimden bahsederim

Ve şiir gibi dökülür elimden

Dize olur o an cümlelerim


Boş yere girdim konuya

İtiraf, ben pek konuşmam

Ulaşamıyorum sizlere, inancım yok

Ulaşacağım umuduyla döküldüğüm gecelerim de

Çok olmuştur gerçi ama

Kandırmasın sizleri

Umut anlıktır, inanç daimi


Kelimelerin arasından kovulup gelmiş

Hain roman kahramanıyım ben

Satır aralarıydı yurdum

Yerimden yurdumdan oldum, kimsesizim

Kaçıncı bölümde, kaçıncı kısımda öleceğim meçhul fakat

Failim kim belli

Yine ben öldüreceğim kendimi

9 Eylül 2020 Çarşamba

Öylesine Bir Çağrı

Diz dize, hadiselerle dolu ve gerilimli onca zaman geçirdikten sonra, senelerin seni ne hale getireceğini, birbirimiz için ne kadar yabancı, ilgisiz olacağımızı düşünerek zehirleniyorum.

Hatıralar, silinir. Gerçi silindikçe uzak ve daha hasret dolu olurlar, senden kurtulamam.

Kendime bir varlık amacı düşünüp bulamadığım yıllar içinde, suni bir gündem yaratarak sevdim kimi sevdimse. Sen de onlardan birisin. Ama bu, senin kıymetini hiç azaltmıyor. Yalnız bu huyumu hatırladıkça ben kendime düşman oluyorum. 

Nedense yaptığım her şeyi bir şekilde açıklamak istiyorum, mantıksal bir düzleme oturtmadığım her seçimim için ceza kesilecek bana sanki.

Barışmamız için seni ikna eder mi, mazeretimi kabul eder misin bilmiyorum ama, ölüm var. Ve söylüyorum, ölüm olmasaydı, ben yine barışmak isterdim seninle, kendimi çürütürcesine.

Ve ölüm olmasaydı, hiçbir zaman bitmeyecek bu sıkıntılara nasıl göğüs gererdim bilmiyorum. Ölüm var ve sıkıntılar sonlu. İyinin ve kötünün noktası ölüm. Her şeye bir sünger çekiyor. 

Artık gelmesen de olur.